temizlik sirketi iş ilanları ve insan inanclarımız

temizlik sirketi iş ilanları ve insan inanclarımız 

Hz. İsa da; Allah tarafından insanları hak yola davet için gönderilen peygamberlerden biri olarak dini yaymaya çalıştığı; ancak, sonradan dinle hiç de ilgisi olmayan inançların buna eklendiği anlaşılmaktadır. Böylece, İsa, Meryem ve Kutsal Ruh (Ruhül Kudüs) denilen üçlü bir inanç sisteminin sonradan Hristiyan dini içine girerek, orada yer alıp yerleşmiştir.
Benzer bir durum Hint dininde görülür: Brahma’nın altın bir yumurtadan doğduğu, sonra da Yer’i ve üzerindeki her şeyi yarattığı söylenir. İlk Çağ’da gittikçe farklılaşan mezhep geleneklerini birleştirme çabası, Timurti öğretisinde anlarmnı bulur. Bu öğretiye göre Vişnu, Şiva ve Barahma yüce tanrının üç görünümüdür. Smartalann, Brahma dışındaki beş başka tannya tapmaya başladığı 7. yüzyıla gelindiğinde, Brahma’nın en yüce Tanrı olduğu savı artık geçersiz kalmıştır. Başlangıçta tek olan tanrı önce üçe sonra beşe çıkmıştır. Üçe ve sonra beşe çıkan tanrı sayısının, artık bu noktadan sonra artışının ö-nünde engel kalmaz. Üçü kabullenen beşi, beşi kabullenen daha fazi a-lannı kabullenir.
Mecusilik aslında, eski dinlerden biri olan Zerdüştlük dininin b o-zulmuş şeklidir. Zerdüştlük tek Allah, yani Ahura Mazada inancını tebliğ etmiş, İlâhi vahyin geleceğini, meleklere ve ölüm sonrası hayata inancı emretmişti. Zerdüşt’ün tebliğ ettiği birlik inancı, daha sonra iyilik ve kötülük tanrısı olmak üzere iki tanrı inancına dönüşmüş, Tan-n’nın kudret ve kuvvetini temsil ettiğine inanılan ateş yüceltilerek, ateş kültü (Mecusilik) oluşmuştur.
Bu şekilde tek tanrılı dinlerden çok tanrılı dinlere geçiş ol abildiği gibi, aksine çok tanrılı dine inanılırken, Allah tarafından gönderilen peygamberler tarafından bu toplumların yeni dine davet edilerek, bö y-lece tek tanrılı dine iman ederek, bu dine girmelerinin sağlandığını görüyoruz.
Putperestliğin doğuşu ve sonra da yayılması sonucu, cemiyetlerde ahlâki bozulmanın başladığı, buna bağlı olarak düzenin bozulduğu bilinen bir gerçektir. Aynı sebeple, onları hak yoluna
gamberlerin gönderildiği de biliniyor. Ancak, çoğu zaman bunun tersi bir durumla da karşılaşabiliyoruz. Başlangıçta tek tanrılı bir din hüküm sürmekte iken, zamanla bozulma ve sapmaların olması sebebiyle çok tanrılı dinler de doğmaktadır.
Tek Tanrılı dinlerde bozulma sonucu çok Tannlı dinlere geçiş e-ğilimi, çoğu toplumlarda gözlenmektedir.
Önceleri tek tannlı dinlere ait bazı motiflerin giderek putlaştırma yönünde şekillenmesi, zamanla birer put hâline gelmeleri, (Lat, Uzza, MenatTn putlar olarak ortaya çıkmalan); önceleri İsa peygamberin ümmetine yaydığı din, tek Tanrılı iken, Hristiyanlığın üçlü-teslis inancına dönüşmesi; Halifelere, onlara İslâm’ın ifade ettiği değer dışında farklı değerler vererek putlaştırma eğilimini biliyoruz... Bugün de, aynı şekilde yapılan olağanüstü değerler verme eğilimleri görülüyor. Oysaki itidalli davranarak, hiçbir zaman sınırlan aşmamak gerekir. Yoksa imanda zayıflama ve hatta küfre sapma işten bile değildir. Bu bakımdan bu ortam içinde Türklerin tarih boyunca yaptığı gibi “örra yoldan" aynlmamak gerekir.
Bazı insanlara verilen olağan üstü önem ve değer, ölümlerini takip eden zaman içinde, önce fizik bir sembol hâlinde ifade edilmeye başlanıyor. Bu sembol, zamanla put olarak kabul görüyor ve tapılan bir ilah hâline geliyor. Putlar, insan topluluklannm inançları gereği düşüncelerinde şekillenen bir yapımın, zamanla fiziksel olarak yapılanması sonucu ortaya çıktıklan görülmektedir.
Hemen hemen bütün toplumlar, mutlaka bir dinî inanç sistemine bağlı olmuşlardır. Bunlar eski zamanlara gidildiğinde, karşımıza putlara tapma şeklinde çıkmaktadır.
Toplumlann her birinin, kendi inanç sistemlerine uygun tavır ve davranışları, ibadet şekilleri, bunu ifade edecekleri yerleri ve mabetleri olmuştur. Bu törenleri idare eden dinî görevliler de hiç eksik olmamış, toplumları bunlar yönlendirmişlerdir.
Türklerde diğer toplumlarda görülen dinî ibadetler ve tapılmak üzere yapılmış putlar yoktur. Tarihin bilinen verilerine göre böyle bir ize rastlanmamıştır. Oysaki diğer toplumlann hemen hepsinde puta
12/ön Söz
tapma, bunlarla ilgili çok sayıda yaratığın gücü karşısında etkil hadisesi olduğu anlaşılmaktadır.
“Hakikat"in zıddı olan ""hurafe" ise, aslı-esası olmayan, uyd^ rulmuş, saf ve doğru inançlar arasına katılmış, bazı zaman ve mekânla nn uğuru veya daha çok uğursuzluğu ile ilgili olarak dillerde dolaşan abartılmış hikâyelerden ibarettir. Batıl inanışlar ise, bu asılsız söylenti-lere inanıp, gereğine göre hareket etmektir.
Hurafe ve batıl inanışlann hemen hepsinin temelinde ecdada bağ. lılık, ateş, su, orman ve ağacı kutsal kabul etmenin izleri bulunmaktadır. Bazı yaratıklarda üstün güç ve nitelikler görerek, onların yakınlı-ğını elde etmek için, onlara belli zamanlarda kurbanlar sunmak gibi sapıklıklar, insanlığın tarih içinde sıkça görülen yanılgısı olmuştur.
Ensarın da cahiliye devrinde diğer Araplar gibi putperest oldukl a-n anlaşılıyor. Ancak, Ensar içinde putperestlikten nefret edenler ve Allah’a ibadete eğilimli olanlar yok değildir. Hatta Ensar içinde putperestlikten nefret yüzünden Yahudiliğe girenler bile vardı. Bunlara hangi dine sadık oldukları sorulduğu zaman: ""Biz İbrahim 'in rabbine itaat ediyoruz." derlerdi. Ensardan birçok kadınlar, erkek çocuk doğurdukları takdirde onları Yahudiliğe nezredeceklerini söyleyerek, doğan çocuklarını Yahudilere götürürlerdi. Bundan dolayı Avf, Neccar, Haris, Saide, Cüşem, Evs, Selebe kabilelerinden birçoklan Yahudi olmuşlardı.
Ensar arasında putperestlik, Yahudilik, Hristiyanlık, İbrahimilik, daha başka mezhepler hükümran olduğu halde onlar arasında İbrahimiliğin birçok izleri kalmıştır. Onların Kâbe’ye giderek hac farizasını ifa etmeleri, kurban kesmeleri, haram aylara hürmet etmel e-ri, cürüm irtikâbından sakınmaları, hatta misafirlere misafirperverlik göstermeleri, Hanifliğin ayakta kalan ve bütün Ensann hürmet edilen ve uyulan davranışlandır.
Bunlar (putlar), sizin ve atalannızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiç bir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine rableri tarafından yol gösterici gelmemiştir (Necm Suresi 23. Ayet).
Türklerde İnançlar ve Din / 13
Bunların nazarında tapınılan bu gibi şeyler bizzat mabut değildi. Bunlardaki kutsiyet, bunlara hulul veya onda tecessüd eylediği itikat olunan ruhlardan ileri geliyordu. Güney ve Orta Afrika’da sakin birçok kabilelerin itikadını teşkil eden bu yanlış telakkiler insan, hak dinden uzaklaştıktan sonra meydana gelmiş en adi bir putperestliktir.
İnsanların içinde Aya, Güneşe ve yıldızlara tapan kavimler de vardır. Bu biçim itikat ve ibadet de sonradan meydana çıkmış yanlış bir şeydir. Bunlann ilk dinleri Nuh ve İbrahim Peygamberlerin telkin eyledikleri hak dindi. Fakat bu Peygamberlerin tebliğ eyledikleri dini, olduğu gibi korumayıp da kendi akıllarıyla hareket etmiş olanlar, doğru yoldan uzaklaşmışlardır. Böylelikle bir takım yanlış fikir ve itikati a-ra saplanıp kalmışlardır. İnsanlardan bir kısmı yeryüzünde meydana gelen olayların gökteki mevcutlara bağlı olduğunu ve bu olayları onların yarattığını itikat ederek onların her birerlerine uluhiyet isnat etmi ş-lerdir. Böylelikle güneşe, aya, yıldızların bazılarına tapınmışlar ve birçok ilahların vücuduna kaail olmuşlardır. En evvel putlara secde eden Sabie denilen bu yıldız-perestler olmuştur.
Milattan sonra. Acemlerin zulmünden kaçan Nasturi Hristiyanlar, Orta Asya’ya ve Kaşgarya’ya kadar bütün Çitlere yayılıp oralar Türklerini Hristiyan yapmışlardır. Papalar tarafından İslâmiyet’in zuhurundan evvel ve sonra Türkleri Hristiyan yapmak için papaz misyonerler gönderilmiştir.
Bu dinler Türklerin hayatında önemli tesirler yapamamışlardır. Çünkü Türkler, bu dinlerin hepsine de, hatta kendi millî inançlan olan Şamanlığa da, o kadar önem vermiyorlardı. Onlarda hükümran olan, onları itaat ettiren, onlan sevk ve idare eden, onları fazilete yürüten “yasa”, “tura” (töre), askerlik nizamı, yurt sevgisi, askerlik, vatan, millet, ün, yiğitlik için ölmek şerefi, disiplin (askerî inzibat) ve bu gibi pek sıkı usul ve örftü.
Göktürk çağında, eski Türk dini ile inançları, bozulmadan devam etmekte ve gittikçe de gelişmekte idi. Uygur Devleti k urulup da, yeni birçok dinler Türkler arasına girmeye başlayınca, durum biraz daha değişti. Çünkü Uygurlar, çok daha önceleri Çin’in ortalarında gezmiş-
1er. ticaret yapmışlar ve birçok insanlarla karşılaşarak, konuşmuşiarj Ticaret, eski Türk savaşçılanntn dini ile pek bağdaşan bir meslek de ğildi. Eski Türk dini, disiplin, otorite ve savaşçılığı, her şeyden üstüj, tutuyordu. Halbuki tüccarlar, daha geniş ve rahat bir hayata sahip olmak zorundaydılar. Türkler göğe ve gökten gelen kutsallıklara in a-nırlarken, Uygur çağında durum birden bire değişiyordu. Uygurlar, köklerini Suriye’den alıp, İran’da gelişen Mani dinini aldıktan sonra, aya daha çok önem vermeğe başladılar. TUrklerde, kutsal olan en ö-nemli şey, gökten sonra dünyanuzı ışıtan güneşti (B. ögel, Türk Mitolojisi, c. 1, s. 42, 43).
Bozkır Türklerinin dinî inançlannı şu üç noktada toplamak mü m-kündUr;
a) Eski Türkler “tabiatta bir takım gizli kuvvetlerin varlığına i-nanıyorlardı. Bu nokta açık şekilde yer-su (yer-sub) tabiri ile “Orhun KitabelerT'nde ifadesini bulmuştur.
Eski Türklerde “n/A”lann “insan" biçiminde tasavvuru olmadığı için, putlara da rastlanmaz. Türkler gizli kuvvetin bulunduğunu düşündükleri tabiat anzalannı gördükleri gibi kabul etmişler ve sadece onlara kutsallık atfetmekle yetinmişlerdir. Eski Türk dininde ruhlara inanışın diğer bir belirtisi de kâhinlik veya falcılığın Türkler arasında, o dönemde itibar görmesidir. Avrupa Hunlanndaki falcılığa Latin kaynaklarında işaret edilmiştir.
b) Eski Türk inanç sisteminin ikinci esasını “atalar kültü" teşkil eder: Ölmüş atalara tazim, onlar için kurbanlar kesilmesi hadisesi “pederşahi (patriarcale) a/7e”de baba hâkimiyetinin inanç sahasındaki belirtisi sayılmaktadır. Baba ve genellikle atalar, öldükten sonra dahi, mhlan vasıtasıyla, aile efiadım kommağa devam ettiklerinden, onlara karşı duyulan minnet hissi türlü şekillerde ortaya konmaktadır. Türkler öbür dünyada ikinci bir hayatın varlığma (ahret) ve ruhların ebediliğine inanıyorlardı. Eski Türkçede (Gök-Türk, Uygur) ruh, can manasında “tin" kelimesi kullanılıyordu. Bu, aynı zamanda “nefes" demekti, ölümü nefesin kesilmesi, mhun bedenden çıkıp uçması şeklinde tasavvur ediyorlar, böylece bazen “öldü" yerine “uçtu" diyorlardı.
Tûrklerde İnançlar ve Din / 15
temizlik sirketi iş ilanları c) Eski TUrklerde “Gök-Tann” dini hâkimdi. Gök-Tann bozkır kavimlerinin inancında tek yaratıcı olarak görülmekte ve din sisteminin merkezinde yer almış bulunmaktadır. Hunlar, Tabgaçlar, Gök-Türkler ve Uygurlar gibi tarihî Türk topluluklannda, kurbanlar sunulan kutsal varlıkların başında ve hepsinin üstünde geliyordu. Tann tam iktidar sahibiydi. Aynı zamanda “semavC' mahiyet taşıyordu. Eski Türk vesikalannda çok kere Gök-Tann” adıyla zikredilmiştir. R. Giraud, Gök Tann intmcını, doğrudan doğmya ”bütün Türklerin ana kültü” olarak vasıflandırmıştır.
Gök-Tann itikadının esaslannı “Orhun Kitabeleri'nA&n az çok tespit etmek mümkündür. Kitabelerde çok yerde zikredilen “Tengrı' bazen “Türk TengrisT' şeklindeki adı ile, daha o zaman, “millC' bir tann olarak görünür. Savaşlarda O’nun İradesi ile zafere ulaşılır. “ Tanrı” Türk’ün hayatına vasıtasız olarak müdahale eder, emreder. İradesine boyun eğmeyeni cezalandıran “Tanrı”, bağışladığı kut (iktidar) ve ülüğ (kısmet)ü layık olamayanlardan geri alır. Şafak söktüren (Tann üntürü), bitkiyi meydana getiren “Ulu TanrT'dır. O, hayat verici ve yaratıcıdır. Ölüm de, can veren “TanrT'nm İradesine bağlıdır. Bütün bunlar ‘Tann”nın, eşi ve benzeri olmayan, insanlara yol gösteren, onlann varlıklanna hükmeden, cezalandıran ve mükâfatlandıran bir ulu varlık telakkisi olduğunu göstermektedir. Bu semavi Tann inancının, “Şamani/T' düşüncelerle hiç bir ilgisi olmadığı gibi, “tenasüh” (bedenden aynlan ruhun başka bir cisme girmesi) fikri ile de bir ilgisi yoktur. Kaldı ki, Şamanlığın tam bir iman sistemi olabilmesi için itikat, amel ve cemaatinin olması gerekir.
Türklerin kendilerine has inançlan olduğu bir gerçektir. Komşu kavimlerin Türkler üzerinde inançlar bakımından tesirleri olmuştur. Ancak, bunlann smırlı kaldığı söylenebilir. Bu sebeple, Tûrklerde yaygın bir totemcilikten söz edilemez. Sadece komşu kavimlerin etkisi olduğu dönemlere has olmak üzere totemcilik izlerine rastlanmaktadır. Oğuzlarda gördüğümüz totemcilik izleri de zaten Moğollann tesiriyle olmuştur. Totemciliği Türklerin inanç sistemine dâhil ederek genellemek doğru olmaz.
temizlik sirketi iş ilanları