temizlik sirketi iş ilanları ve insan bilgisi123
Hinduizm’in kutsal dili Sanskritçede"dharma", Budizm’in kutsal .metinlerinin yazıldığı Pali dilinde ise "dharma" din karşılığtdn ve “gerçek doktrin, doğruluk, kanun, düstur" gibi manalara gelmektedir.Her dinî kültürün din kavramını ifade etmek üzere seçtiği kelimelere ait anlamların ortak noktasının “yol, inanç, adet, kulluk" olduğu
söylenebilir. ^ar’on’’da bu kelimenin başlıca şu anlamlarda kullanıldığı görülür; “Yönetme, yönetilme, itaat, hüküm, tapınma, tevhid. şeriat, hudut, adet, ceza, hesap, millet."^
“Kur'an"âz. din kelimesi hem uluhiyeti hem ubudiyeti yani Tanrı ve kul açısından iki farklı anlamı ifade etmektedir. Buna göre din, halik ve mabut olan Allah’a nispetle "hâkim olma, itaat altına alma, hesaba çekme, ceza-mükâfat verme"; mahlûk ve abid olan kula nispetle "boyun eğme, aczini anlama, teslim olma, ibadet etme”dir. Din, bu iki taraf arasındaki ilişkiyi düzenleyen kanun, düzen ve yolun genel adıdır.
Dinin bütün dinleri içine alabilecek bir tanımı, ancak din kavr a minin sınırları kesin bir şekilde belirlendikten sonra yapılabilir Ça^ daş Batılı ilim adamları tarafından dinin birbirinden farklı tarifleri yapılmıştır. Bu tarifler, büyük ölçüde ferdi tecrübe iig hiss
taabbüdî ve sosyal elemanlardan ibaret beş unsurun biripi^ ya da bvrV. çını öne çıkararak yapılmıştır.
Türklerde İnançlar ve Din / 25
“Din, beşeriyet üzerinde çok kuvvetli, nafiz bir hâkimdir. Çünkü menşei kutsidir. Bu itibarla cemiyetin ahengini muhafaza için, din zaruri bir amildir."^
“Beşeriyetle beraber doğmuş olan din, insanların sonradan icat eyledikleri bir şey değildir. Din hissi, esasen beşerin fıtratında mevcut bir hakikattir. İradesi bütün mevcudat üzerinde hâkim bir Allah in varlığını, hayır ile şerrin, fazilet ile reziletin ayrı ayrı şeyler olduğunu anlamak ve tasdik etmek, insana mahsus ruhi ve fıtri bir keyfiyettir."^
“Ehl-i Sünnet itikadına göre ilk insanlara Allah ini bildiren ve onları tevhit dinine kavuşturan, Allah tarafından beşeriyete gönderilmiş bir peygamberdir. Beşeriyet onu irşadı ve talimatı ile Allahinı tammış, O’na layık olduğu veçhile ibadet etmiş, maddi ve manevi ihtiyaçlarını tanzim eden ahkâm ve kanunları ondan öğrenmiştir."
İslâm inancına göre dini vahiy yoluyla bildiren Allah’tır. Bütün gerçek dinler Allah’tan gelmiş ve safiyetlerini korudukları sürece yürürlükte kalmıştır. İlk insan aynı zamanda ilk peygamberdir ve ke n-disine bildirilen din de tevhit dinidir. Allah’ın varlığı ve birliği ile nübüvvet ve ahret inancı bütün İlâhi dinlerde değişmez ilkeler olarak yer alır. Bundan dolayı Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberlerin getirdiği hak dinlerin ortak adı İslâm’dır.
Batı’da din tasnifi genelde Tanrı kavramı, sosyoloji-tarih ve coğ-rafya-tarih açılarından olmak üzere üç kavrama dayalı olarak yapılmaktadır. Tann kavramı ele alınarak yapılan tasnif şu şekildedir: l. Tek tanrılı dinler (İlâhi dinler). 2. Düalist (iki tanrılı) dinler (Mecusilik). 3. Çok tanrılı dinler (Eski Yunan, Roma ve Mısır dinleri gibi). 4. Tanrı konusunda açık ve net olmayanlar (Budizm, Şintoizm gibi).
Sosyolojik-tarihi açıdan yapılan din tasniflerinden birisi şu şekildedir; 1. Kurucusu olan dinler (Yahudilik, Hristiyanlık, İslâm, Budizm
nrı.
gibi). 2. Geleneksel dinler (kimin tebliğ ettiği belli olmayan ilkel dinler. Eski Yunan, Eski Mısır dini gibi).
Bir diğer tasnif de şöyledir; l. İlkel dinler. Bundan tnaksat, larının dinî gelişmenin ilk basamağı olarak düşündükleri animiz^ \ natürizm, totemizm, fetişizm gibi aslında sadece bir kült olarak dikka\^ \ alınabilecek nazariycler değil, ilkel kabile dinleridir. ÇNuer, Dinka, \ dinleri gibi). 2. Millî dinler. Genellikle bir kurucusundan söz edilme,. \ yen, sadece bir millete ait olan geleneksel yapıdaki dinlerdir (Es.V\
Yunan, Mısır, Roma dinleri gibi). 3. Dünya dinleri: Hnstiyanlık İslâm gibi. \
Coğrafi-tarihi açıdan ise dinler, Orta Doğu veya Sami grubu ÇY a-hudilik, Hristiyanlık ve İslâm), Hint grubu (Hinduizm, Budizıtv, Jainizm), Çin-Japon grubu (K.onfüçyûsçülük, Taovzm, Şintoızm), A.I rika grubu şeklinde bir ayrıma tabi tutulabilir.
Ayrıca dinler tipolojik, morfolojik, fenomenolojik özellikleri göz önünde tutularak da tasnif edilebilir. Vahye dayzınan-dayanmayan misyonerliğe yer veren-vermeyen, ahret inancı olan-olmayan, kutsal kitabı olan-olmayan, geçmişin-günümüzün dinleri, bir bölgeye veya kıtaya özgü dinler-değişik bölge ve kıtalara yayılan dinler gibi tasnif kitlelerine göre de din tasnifleri yapılabilir. İslâm bilgirti^fl^l^ dir tasnifi "‘hak din-batıl din" şeklindedir.’
18. yüzyıl düşünürü Constantın François Volney (^1757-V82( “îlk insanların hiçbir düşünceleri yoktu. Önce koUarvm, bacaklar kullanmasını öğrendiler. Gittikçe, babalartmn dencylertndetı yararla rak geliştiler. Yaşama araçlarım sağlama bağladıkça zekâları, i gereksemeler (ihtiyaçlar) zincirden kurtularak dolayısıyla anlan) sonuç çıkarmalara (istidlallere) yöneldi. İnsan zekâsı giderek, \ bilgileri kavramak gücünü de kazandı. Yeryüzünde kendiler başka birçok varlıklar kaynaşıyordu... Onlar kendisinden güçlü, 1 sine üstündüler. Tanrı düşüncesinin temeli budur. Kitnileri acı, 1 ri tatlı etkiler uyandırmaktadırlar. Acıyla etkileyenlerden ko’ onlardan uzaklaşmak isliyordu. Tatlıyla etkileyenlere umul b onlara yaklaşmak istiyordu. İşte korku ve umul, güV. ölçüs'
Tûrklerde İnançlar ve Din / 27
ilkeleri, böylece doğdular... Kendisinden güçlü, kendisine üstün olan bu düşünce varlıkları pek çoktular, şu halde evren, sayısız tanrılarla doluydu (politeisme). Bunların kimisi iyilik ediyordu, kimisi kötülük...
Yeryüzünde ve insan düşüncesinde başlayan bu ilkeler insanların tarım gereksemeleri için göğe yöneldiler. Tarım, toplulukla yaşamaya başlayan insanlar için bir zorunluluktu. Tarımı başarmak içinse göğün gözetlenmesi gerekiyordu... Bir yıldız kümesinin görünmesi, en yüksek yerine varması ve batmasıyla bir bitkinin göv ermesi, büyümesi ve kuruması arasındaki ilgi, olanca açıklığıyla insanlann gözüne çarpıyordu. Şu halde yeryüzünü yıldızlar, bu gök varlıklarını, yönetiyorlardı...
İnsan bu yıldızlara birer ad takma gereğini duyunca, bunlara ye r-yüzü adlarını yakıştırmaya başladı. Tebli Habeş, ırmağın taşması sırasında görülen yıldızlara taşma yıldızlan, sapan sürme sırasında görülen yıldızlara öküz ya da boğa yıldızlan, aslanların susuzluktan çölleri bırakıp ırmak boylarına geldiği sırada görülen yıldızlara aslan yıldızl a-n, kuzuların ya da oğlaklann doğduğu zaman görünen yıldızlara kuzu ya da oğlak yıldızları adını veriyordu... Yerden göğe çıkan mecazlar böylelikle gene yeryüzüne indiler. Birtakım yanlış kıyaslamalar başladı. Öküz, balık ve daha bir sürü şey kutsallaştı (Üçüncü sistem: Putlara tapmak).
Kıyaslamalar insanlan maddî anlamlardan manevi anlamlara geçirdiler. İyilik getiren tanrılara bilgi, temizlik, erdem melekleri; kötülük getiren tannlara da cahillik, günah, kabahat zebanileri denilmeye başlandı...
Fenike gemicileri, okyanusun öbür ucundaki ölümsüz btıhar ülkelerini, kuzey bölgelerinin ölümsüz gecelerini anlata anlata bitiremiyorlardı... Sonsuz bahar ülkesi çekiyor, sonsuz karanlık ülkesi korkutuyordu. Şu halde iyiler birinciye, kötüler İkinciye gitmeliydiler. Bundan da tanrı tüzesinin (adaletinin) insanların tüzelerindeki yanlışl a-rı düzelttiği düşüncesi doğdu...
İnsanlar giderek üstünde yaşadıkları yeryüzünü tanımaya başlad ı-1ar... Göklerin akıllar doldurucu, sonsuz yörüngeleri hesaplandı. Dün
yanın evren içindeki küçüklüğü meydana çıktı. Tanrı düşüncesi ö dünyadan, sonra güneşten koparak, bütün evrene yayıldı...
Sonraları etkenle edilgeni, nedenle sonucu, güdücüyle güdü\j^ tek varlıkta birleştirmeyi doğru bulmayarak bunları bi rbirleriniç^ ayırdılar. Her türlü kıyaslamaları ancak kendi varlıklarına bcikatji. yapabildikleri için, evrenin güdücü ilkesine cin, akıl, ruh adını verd ilet.
Matematik ve fizik gelişiyordu. Ama insanlann büyük çoğunluğa bilgisizdi... Evrenin herhangi bir makineden başka bir şey olmadığı ileri sürüldü. Bir makine de kendi kendine yapılamayacağına göte^ herhalde bunun bir işçisi olmalıydı...
Volney’e göre, bütün bu din sistemleri, eski Mısır’m güneşe tapmakla başlayan fizik güçlere tapmak sisteminden çıkmıştır. Hintlilerin Chris-na’sı (Krişna), Hristiyanların Chris-tos’u (Hristos) hep eski Mısırlıların güneşe taktıklan ‘'koruyucu" anlamındaki “chris" sözcüğünden gelmedir. Aynca, eski Mısırlılar güneşe "Yes" de diyorlardı'.
Ki, Latinceleşmiş "Yes-su" ya da “Jcsus” adının kaynağı budur. Eski Yunanlılar bu adı tann Bakûs’e de vermişlerdir. Bilindiği gibi, Tann Baküs de, Meryem’den babasız olarak doğan İsa’yı örnek alarak Minerva’dan babasız olarak doğmuştu...
20. yüzyıl düşünürü, Felicien Challaye, din duygusunu bu sonlu varlıkla sonsuz varlık arasında kumlan bağda bulmakudır... insan ı 1ar, kendi kişiliklerinin dışındaki yaygın gücü (Mana) kavradtklüi' anda sonsuzu duymuşlardır.”
Challaye din düşüncesinin gelişimini de şöyle stralamakt adtr.
İnsan, önce, kendi kişiliğinin dışında her yönde belirmiş buluı yaygın bir güç gördü. Bu güç, hem maddede, hem rubla beiiriyoı İlkel insanlar bu güce “Mana” adım taktılar... Toteme olan inanç Mana düşüncesinden çıkmıştır. Totem, Mananın cisimleşmesidİT klanın insanlan belli bir hayvan, ya da bitki çeşiditvi en çok i toplayıcı saymışlar ve onu kutsal görmüşlerdir.
İnsan, kendi canını düşününce Manayı '^tVıkştivToi^^^^ ölümden sonra yaşama düşüncesi doğmuş, öVüttıüen düşüncesi, ölülere tapınmaya yol açmıştır. 'i
Türklerde İnançlar ve Din / 29
Mana’nın kişileştirilmesi canlıcılığı (animizm) meydana getirmiştir. Canlıcılık, doğada insanın ruhuna benzer ruhlar bulunduğuna inanmaktadır. Önceleri fetişizm adıyla adlandınlan animizmin büyüc ü-lüğe yol açması artık anlaşılır bir olaydır.
İnsan, Mana’da bir düzen ilkesi bulduğu zaman, dine töresel kaygılar girmiş demektir. Erdem bu düzeni sağlamak için gereklidir. I n-san, Mana’yı kişileştirince, artık onu her baktığı yerde görmeye başlamıştır. Bunun sonucu da elbette çok tanncılık olacaktı.
Soyutlamadaki ve tek olan evrenin açıklanışındaki ilerleme bu çok tannlan, tek tanrıda birleştirmeye yol açmıştır. Bu birleştirme, önce bir hiyerarşiden geçerek, evrenin tek ve biricik Tannsına varmı ştır.
Budizm’de olduğu gibi, din düşüncesinde bir adım daha ilerleme, engin evrenin varlığını anlamak ve açıklamak için Tann düşüncesinin gerekmediğini, bu anlama ve açıklamanın tanrısız da yapılabileceğini ileri sürer.
Kurban, dua, yasalara saygı, erdem, bayram, efsaneler ve kendi n-den geçiş hâli en ilkele totemizmden çok gelişmiş dinlere kadar bütün dinlerin ortak temalandır.”"
A. Comte (1798-1857)’a göre insanlık, "'önce teolojik hal içindeydi. Evren insan İradesinin tıpkısı İradelerle yönetilmektedir... İnsanlığın bu hâlini metafizik hal kovalamıştır. İnsanlık bu süre sonunda teolojik halden metafizik hâle geçmiştir... Evreni yöneten artık insana benzeyen bir varlık değil, soyut bir güçtür, soyut bir ilkedir... insanlığın üçüncü hâlinde, metafizik hal, yerini pozitif hâle bırakmıştır. Bu hal, Orta Çağ'ın sona ermesiyle başlar. Yeni Çağ düşüncesi artık olayları başka olaylarla açıklamaktadır. Bilimsel ilerlemeler, bu hâle gelinceye kadar nedeni bilinemeyen birçok olayları, bilim yasalarıyla açıklamaya başlamıştır. Başka bir deyişle, önce teolojik açıklama, sonra metafizik açıklama, yerini pozitif açıklamaya bırakmıştır.”^^
Henri Bergson (1859-1941), "Töreyle Dinin İki Kaynağı” adlı e-serinde şu sonuca varmaktadır: "İnsan, düşünmeden önce yaşamak zorundadır. Toplumsallık eğilimi, insanın yaşama zorunluluğunun sonucudur. Toplum nasıl insan içinse, insan da öylece toplum içindir.
